5G: Teknoloji, Milli Güvenlik ve Küresel Rekabet

Google+ LinkedIn
Posted on 

5G Teknolojisinin Önemi

Ülkemizde 4G teknolojisinin ekonomik ve sosyal etkilerini iyice hissettiğimiz bu dönemde, küresel süper güçler bu teknolojinin bir üst sürümü olan 5G için rekabet ediyor. 5G, yani beşinci nesil kablosuz sistemler, 2020’lerin başından itibaren hayatımızda yer edinmeye başlayacak. 5G ile birlikte bireysel kullanıcının ilk gözlemleyeceği değişim, kişiden kişiye ve kişi-nesne arası veri transferinin hızlanacak olması.

5G teknolojisinin en çok etki edeceği alanlardan biri ise Nesnelerin İnterneti (Internet of Things). Nesneler arası iletişimin verimli ve güvenilir bir şekilde yapılabilmesi için, daha hızlı ve daha geniş hacimde veri transferi olması gerekiyor. Benzeri gereksinimler arttırılmış ve sanal gerçeklik, sürücüsüz özerk araçlar, uzaktan verilen sağlık hizmetleri ve uzaktan kontrol edilen fabrikalar gibi birçok alanda da kendini gösteriyor. 4G sistemlerinde veri transferinin kısıtlı olması, Nesneler İnternetinin tam kapasiteye ulaşmasını engelliyor. Bu konuda 4G’ye kıyasla 5G teknolojisinin göz ardı edilemeyecek üstünlüğü bulunuyor:
– 100 kata kadar daha hızlı veri transferi
– 5 kat daha az gecikme süresi
– 1000 kat daha geniş veri hacmi
– Daha az batarya kullanımı
5G altyapısının tedarikçilerinden Ericsson’un bir raporuna göre, 2024 yılında 1,5 milyar insanın 5G’ye erişimi olacak.

Milli Güvenliğe Muhtemel Etkileri

5G teknolojisinin ekonomiye yapacağı büyük etkiden şüphe yok. Qualcomm’un tahminlere göre 2035 yılında, 5G teknolojisinden kaynaklı 12,3 trilyon dolar değerinde mal ve hizmet alışverişi, 3,5 trilyon dolarlık gelir ve 22 milyon yeni iş yaratılacak. Buna karşın bu pozitif ekonomik etki beraberinde göz ardı edilmemesi gereken güvenlik sorunları da getirecek. Son dönemde batılı ülkelerde yayımlanan 5G ve milli güvenlik üzerine raporlar, özellikle Çinli firmalardan kaynaklanan güvenlik tehditlerine yoğunlaşıyor. Fakat jeopolitik bazlı tehditlerden evvel, 5G teknolojisi teknik özelliklerinden dolayı birtakım riskler barındırıyor.

Bu risk etmenlerinden ilk göze çarpanı, 5G teknolojisiyle birlikte artacak olan, akıllı cihazlar arası iletişim. 5G’nin sağladığı yeni imkanlar sayesinde bu cihazlar hem kendi aralarındaki hem de insanlar ile olan iletişimlerinden çok büyük miktarlarda veri transferi gerçekleştirecekler. Artan etkileşim ile aynı oranda artan bağlantılık, siber casusluk ve siber saldırı tehditlerini de arttırıyor. Bu tehditler 4G teknolojisi için de mevcuttu. Lakin 5G altyapısının taşıyacağı veri yükü ve birbirine bağlayacağı kişi/nesne sayısı göz önüne alındığında, siber casusluk ve siber saldırı gibi tehditlere daha fazla olanak sağlayacağı söylenebilir.

5G’nin Milli Güvenliğe etkisi en fazla askeri alanda ve savunma planlamalarında olacak. Bu teknoloji ile birlikte harp sahasıyla iletişim hem daha kapsamlı olacak hem de hızlanacak. Bunun yanı sıra, harp sahasında yapay zekâ, taktiksel arttırılmış gerçeklik (Tactical Augmented Reality – TAR) ve gerçek zamanlı envanter tanılama ve yönetimi gibi donanımların etkili kullanımı için 5G teknolojisi gerekiyor. Bununla birlikte, 5G teknolojisinin sivil alanlarda yol açacağı açıklar, askeri alanda da meydana gelecek. Yeni nesil akıllı askeri üslerin ve kritik altyapıların siber sabotaj ve siber casusluk gibi tehditlerden korunması için, 5G ağ bağlantılarının güvenli olması elzem olacak.

Çin Merkezli 5G Yatırımları ve Jeopolitik Rekabet

5G altyapısının tamamen güvenli olması teknik açıdan çok zor. Hem ağa bağlı nesne sayısı hem de 4G’ye oranla çok daha fazla sayıda sinyal verici olması (5G sinyali (300m) 4G sinyalinden (16km) 50 kat daha kısa), 5G ağlarını mükemmel bir hedef haline getiriyor. Bu gibi teknik açıkları aşmamın yolu, 5G altyapısını tedarik eden firmaların güvenlik açıklarını olabildiğince kapayacağına olan güvenden geçiyor. Aslında bu güven, tedarikçinin bulunduğu ülkedeki yasal ve düzenleyici sisteme olan güvene dayanıyor. İşte bu noktadan itibaren 5G etrafındaki güvenlik tartışmaları teknik alandan jeopolitik alana kayıyor.

5G altyapısını kim kurarsa kursun, çok büyük bir avantaj elde etmiş olacak. Öyle görünüyor ki bu avantajı elde etme yarışında Çin herkesten bir adım önde. Deloitte’un bir raporuna göre, şu ana kadar Çin, 5G altyapısına 1,7 milyar dolar harcadı. En yakın takipçisi olan ABD için bu rakam 400 milyon dolar. Bu yatırımlar ışığında, Çin’in 1,9 milyon 5G kablosuz ağ vericisi varken, ABD’nin 200 bin 5G kablosuz ağ vericisi mevcut.

Çin firmalarının özellikle altyapı konusundaki mukayeseli üstünlüğü onları dünya pazarında da Amerikan rakiplerinin bir adım önünde tutuyor. Örneğin, Huawei 5G altyapı ürünlerini batılı rakiplerine kıyasla yüzde 20 ila 30 arası daha uyguna tedarik ediyor. Çinin bu üstünlüğünü Amerika’ya kıyasla daha kötü veya daha iyi amaçlar için kullanacağına dair bir öngörüde bulunmak spekülasyon olur. Buna rağmen batılı devletlerin Çinin 5G konusundaki üstünlüğünü bir Milli Güvenlik meselesi olarak görmesi, Çin’deki yasal ve düzenleyici sistemden ve özel sektör-parti arasındaki yakın ilişkiden kaynaklanıyor. Yakın geçmişte de gördüğümüz birçok örnekte, ABD’li firmalar kamu kurumlarıyla, Milli Güvenlik söz konusu olsa dahi, iş birliği yapmaktan kaçınmıştır. Ortaya çıkan anlaşmazlıklarda ise mahkemelere başvurulmuştur. Bu bahsi geçen süreçlerin Çinin otokratik sisteminde hayata geçirilebileceği meçhuldür.

Şu ana kadar, Çin’in 5G altyapısı konusundaki üstünlüğüne karşı batılı ülkelerde iki farklı yaklaşım ortaya benimsendi. Bu iki yaklaşımı “pazara kontrollü erişim” (controlled access to the market) ve “pazardan men” (banned from the market) olarak adlandırabiliriz. İlk yaklaşımı çoğunlukla, Avrupalı devletler benimsiyor. Pazara kontrollü erişimden kasıt, örneğin Huawei gibi Çinli şirketlerin altyapı ve diğer hizmetlerini sağlamalarına katı düzenleyici kurallara uymalarını şart koşmak. Buna ek olarak, bu şirketlerle birlikte ortak ağ güvenliğini arttırmaya yönelik merkezler kurmak. İkinci yaklaşımı benimseyen ülkelerde ise Çinli şirketlerin ülke pazarına erişimi engelleniyor. Şu ana kadar bu yaklaşımı ABD ve Avustralya gibi ülkeler benimsedi.

Sonuç ve Türkiye’deki Son Durum

Sonuç itibariyle, 5G teknolojisinin ekonomi ve Milli Güvenliğe yapacağı çok sayıda katkı olacak. 5G ağlarının bilgi ve iletişim teknolojileri üzerinde bir kuvvet çarpanı etkisi oluşturacağından da şüphe yok. Buna karşın, bu yeni kablosuz ağ sistemi azımsanmayacak sayıda güvenlik sorununu da beraberinde getiriyor. Bu sorunların başlıca kaynaklarından biri, 5G ile birlikte artacak olan veri hızı ve yükü. Bir diğer kaynak ise jeopolitik açıdan altyapı tedarikçisine duyulan güven. Eğer Çin 5G alanındaki atılımını sürdürürse, özellikle batılı devletlerin bu duruma verecekleri cevap çok önemli olacak.

Son dönemde Ulaştırma ve Altyapı Bakanından yapılan açıklamalarda, Türkiye’nin 2020 itibari ile 5G ağına geçiş yapacak ilk ülkelerden olacağı belirtiliyor. Birçok ülkede olduğu gibi, ülkemizde de 5G altyapısının tedarikçisi Huawei olacak. Yani Türkiye, Çinli firmaları pazarına sokmaya devam eden ülkelerden biri olacak. Bu noktadan itibaren sorulması gereken en önemli soru ise şu olacak: bu firmaların pazarımıza (ve verilerimize) olan erişimi yeterince kontrol edilecek mi? Bir başka deyişle, 5G altyapısına geçişimiz, Milli Güvenliğimizi ne yönde etkileyecek?