Türkiye NATO İttifakından Uzaklaşıyor mu? F-35 Teslimatları ile S-400 Alımının Değerlendirilmesi

Google+ LinkedIn

Yayının Türkçesine Ulaşmak İçin TıklayınYayının İngilizcesine Ulaşmak İçin Tıklayın

Türkiye NATO İttifakından Uzaklaşıyor mu? F-35 Teslimatları ile S-400 Alımının Değerlendirilmesi

Dr. Can Kasapoğlu, Savunma Analisti – EDAM

Sinan Ülgen, Başkan – EDAM

 

YÖNETİCİ ÖZETİ

  • Türk – Amerikan ikili ilişkileri derin bir krizin içindedir. Erken savaş sonrası dönemde şekillenen ittifak, sürekli olarak büyüyen çözümlenmemiş anlaşmazlıklar ile birlikte ağır, çalkantılı bir döneme girmiştir. Benzeri görülmemiş biçimde artan ikili anlaşmazlıklar, NATO İttifakının güvenliği bakımından da kritik bir ilişki üzerinde baskı oluşturmaktadır. Ayrıca birbiriyle ilintisi olmayan anlaşmazlık konuları arasında irtibat kurularak, diplomatik çözüme ulaşılmasına daha da zorlaştıran bir ortam oluşmaktadır. Oysa ki bu sorun alanları arasında oluşturulmuş olan yapay bağlantıların koparılarak, anlaşmazlıkların birer birer çözülmesi suretiyle Türk-Amerikan ilişkilerinde güven arttırıcı bir ortam yaratılması gereklidir.
  • Bu anlayış doğrultusunda işbu rapor güncel anlaşmazlıklardan birine odaklanmaktadır. Türkiye, S-400 Triumf olarak bilinen gelişmiş bir Rus stratejik silah sisteminin alımını gerçekleştirmeyi planlamaktadır.
  • Öte yandan, Amerika Birleşik Devletleri’nde söz konusu sistemin bir NATO müttefiki tarafından satın alınacak olmasından kaynaklanan endişenin arttığı bilinmektedir. Teorik olarak, ağ tabanlı olarak kullanılmaması durumunda dahi, S-400 sistemi olası siber-elektronik “arka kapıları” kullanarak yüksek teknolojili hava unsurlarının kritik operasyonel verilerini ve izlerini tespit edebilir ve söz konusu verileri Rus askeri istihbaratına iletebilir.
  • Bu nedenle, diğer siyasi sorunlarla birlikte, S-400 ve F-35’in birlikte işletilmesi ile ilgili riskler gerekçe gösterilerek, F-35 Lightning II’nin Türkiye’ye teslimatını önlemek amacıyla Kongre girişimlerine ek olarak olası yaptırımlar da gündeme getirilmiştir.
  • Öte yandan, Ankara’nın S-400’ün potansiyel alımı konusundaki kararlılığının, yükselen siyasi ve askeri maliyetlere rağmen değişmediği görülmektedir. Gerek Ankara gerekse Washington, böyle bir ayrışma senaryosunun gerçek sonuçlarını pek de dikkate almayan bir biçimde ilerlemektedirler.
  • Bu detaylı raporda öne çıkarıldığı üzere, artık birbiriyle doğrudan bağlantılı duruma gelen S-400 ve F-35 konularında bir anlaşmaya varılamaması durumunda Turkiye’nin güvenlik ve savunma siyasasında diğer müttefikleri ile ağ-merkezli müşterek harekat icra edebilen etkin bir NATO ülkesi olarak hareket etme yetenekleri olumsuz etkilenebilir. Başka bir deyişle, söz konusu anlaşmazlık NATO ittifakının ve transatlantik güvenliğin ciddi şekilde zarar görme riskini artırmaktadır.
  • Önemli bir husus olarak bazı uzmanlar Türkiye’nin S-400’lerin tedariğini gerçekleştirmesi durumunda F-35 teslimatının yalnızca ALIS ağına giriş imkanının tamamen kısıtlanması ile mümkün olacağını belirtmektedir. Böyle bir hamle Türkiye’nin F-35’lerinin küresel F-35 filosunun geri kalanından ve ilgili yazılım güncellemelerinden izole olması gibi büyük bir riski beraberinde getirebilir. Ek olarak, Ankara’nın diğer ortak ülkelerden öğrenmesini sağlayacak bilgi kanalları bloke olabilir.
  • Washington’un F-35’lerin Türkiye’ye arzı konusunu tutuklu rahip Brunson’un serbest bırakılması gibi siyasi konulara bağlı hale getirmesi uygunsuz bir hamledir. ABD’nin, vatandaşı olan tutuklu rahibin serbest bırakılması için diplomatik çaba yürütmesi doğal karşılanabilir. Ancak bu amaçla F-35 teslimatlarını bir baskı unsuru olarak kullanmak son derece yersizdir. Söz konusu tehdit uzun vadeli etkileri bakımından orantısızdır.
  • Bu yaklaşım Türkiye’nin söz konusu beşinci nesil çok maksatlı uçakları teslim alamaması durumunda, yalnızca Türk-Amerikan ilişkilerine değil, aynı zamanda daha genel olarak transatlantik güvenliğe yönelik gerçekleşecek olumsuz etkileri hafife almaktadır.
  • Ankara, S-400’leri edinmenin F-35 konusunda yansımaları olacağı yönündeki kaçınılmaz gerçeği tam olarak hesaba katan bir siyasi – diplomatik stratejiyi benimsemelidir. Ya Amerika Birleşik Devletleri F-35’leri Rus yapımı S-400 sistemlerini çalıştıran bir ülkeye teslim etmenin ağ merkezli NATO platformları için gerçek bir tehdit olmadığı ve S-400’lerden kaynaklanan siber saldırı ve dijital casusluk tehdidinin kategorik olarak engellenebileceği ile ilgili ikna edilmek zorunda olacak, ya da Türkiye’nin S-400’lerin alımından -ya da operatif duruma geçirilmesinden- vazgeçmesi gerekecektir. Türk politika yapıcıları için bu ikili ve birbirini dışlayan seçeneklerden kaçınılmasını sağlayacak üçüncü bir yol halihazırda görünmemektedir.

Yayının Türkçesine Ulaşmak İçin TıklayınYayının İngilizcesine Ulaşmak İçin Tıklayın