TÜRKİYE AFGANİSTAN’DA DAEŞ-HORASAN TERÖR TEHDİDİNİ CİDDİYE ALMALI

LinkedIn

TÜRKİYE AFGANİSTAN’DA DAEŞ-HORASAN TERÖR TEHDİDİNİ CİDDİYE ALMALI

Dr. Can Kasapoğlu
Güvenlik ve Savunma Programı Direktörü, EDAM

 

Yönetici Özeti & Kritik Analiz Bulguları

  • Daeş-Horasan, Afganistan’da önemli bir oyun değiştiricidir. Terör ağının Taliban ile ilişki parametreleri, jeopolitik vizyonu ve Selefi eko-sistemdeki pozisyonu el-Kaide’den farklıdır.
  • Afganistan’da, önümüzdeki dönemde, Daeş-Horasan kaynaklı terör eylemlerinde ciddi bir artış beklemekteyiz. Zira, Taliban yönetimi altındaki ülkede, uluslararası işbirliğine dayalı etkin terörle mücadele istihbarat faaliyetinin sürdürülmesi hayli zordur. Benzer şekilde, askeri seçenekler de nokta hava taarruzları ile sınırlı kalacaktır.
  • Türkiye’nin Afganistan’ın istikrarına katkı sağlayacağı senaryolar, Daeş-Horasan’ın Afganistan’da kronik bir başarısız devlet oluşturma perspektifine ters düşecektir. Örgütün terör eylemlerini Türkiye’ye taşıma potansiyeli hassasiyetle değerlendirilmelidir. Türkiye’de daha önce meydana gelen sansasyonel Daeş terör eylemleri (Atatürk Havalimanı saldırısı, İstanbul 2017 yılbaşı gecesi saldırısı), militan profilleri açısından bu çerçevede dikkat çekicidir.
  • Daeş-Horasan, siber-enformasyonel sahada oldukça aktiftir. Özellikle, refah sağlama kabiliyeti düşük, otoriter Orta Asya ülkelerindeki ve eski Sovyet coğrafyasındaki genç radikalleşmesini yönlendirebilecek potansiyeli mevcuttur.
  • Afganistan’dan Türkiye’ye kontrolsüz göç hareketi, Daeş-Horasan için potansiyel bir vektördür. Örgütün bu şekilde Türkiye’ye uyuyan hücreler kaydırması; söz konusu hücrelerin Türkiye’nin Kabil’deki varlığına bir cevap olarak kullanılması bir tehdit unsurudur.

 

Daeş-Horasan: Ahtapotun Orta Asya’dan Orta Doğu’ya Uzanan Kolları

Horasan fraksiyonunun ortaya çıktığı 2015 yılında, Daeş (IŞİD) terör ağı, Irak ve Suriye’de, birçok modern Afrika ve Orta Doğu ülkesinden daha iyi işlerliğe sahip bir ‘terör devletçiği’ kurmuştu. Tepe noktasında, örgütün kontrol alanı Suriye’nin üçte birine ve Irak’ın neredeyse yarısına ulaştı. 2014 yılında, ABD liderliğindeki koalisyon, Daeş’e karşı kapsamlı hava harekatlarına başladı. 2016 Ağustos ayına gelindiğinde, Türkiye, Fırat Kalkanı ile Daeş tehdidine karşı sınır ötesinde konvansiyonel bir kara harekatı icra eden ilk ve tek NATO üyesi devlet olacaktı.

2016 Haziran’ında, İstanbul Atatürk Havalimanı, Daeş’in terör eylemi ile sarsıldı. 2017 yılbaşında, aynı terör örgütü, İstanbul’da kanlı bir saldırı gerçekleştirerek onlarca sivilin ölümüne neden oldu. Her iki eylemde de, militanlar eski Sovyet coğrafyası kökenli idi ve Rakka’dan idare edilmişlerdi.

Türkiye’de bunlar yaşanırken, Afganistan’da Daeş tehdidi büyük bir sorun olmayı sürdürmekte idi. 2017 Nisan ayında, ABD, Afganistan’daki Daeş-Horasan hedeflerine karşı ilk kez GBU-43 Massive Ordnance Air-Blast (MOAB) mühimmatını kullanmak zorunda kaldı. 10 tona civarında ağırlığı ile ABD envanterinde, ‘nükleer seçenek öncesi son konvansiyonel çözüm’ olarak nitelendirilebilecek MOAB’a başvurulmuştu. Zira Daeş-Horasan unsurları, mağara-tünel komplekslerinden de yararlanarak, Afgan Güvenlik Güçleri ve Koalisyon unsurları karşısında kırılamayan bir direniş sergilemişlerdi. Yoğun operasyonlara karşın, 2019 yılına kadar Daeş-Horasan, eylem temposunu korudu.

2019 yılı Kasım ayına gelindiğinde, 600 kadar Daeş-Horasan militanı, Nengrehar’da Afganistan Güvenlik Güçleri’ne teslim oldu. Bahse konu terörle mücadele başarısı, dönemin Afgan Devlet Başkanı Eşref Gani’nin, Daeş’e karşı kesin bir zafer ilan etmesini de beraberinde getirdi. Daeş-Horasan ile çatışan Taliban ise başarıyı sahiplenmekte geç kalmadı. Taliban Sözcüsü Zabihullah Mücahid, örgüte karşı elde edilen ilerlemede Kabil yönetiminin hiçbir payı olmadığını belirten sosyal medya mesajları yayımlıyordu.

2021 Ağustos ayına gelindiğinde, tarihin akışı çok farklı bir tabloyu önümüze koydu. Afganistan Güvenlik Güçleri, Taliban baskısı karşısında çözüldü. Eşref Gani, bir ‘başkomutandan’ beklenenin aksine, ülkesinden kaçmayı tercih etti. An itibariyle Taliban, başkent Kabil’de otoritesini inşa ederken, uluslararası havalimanı 21. yüzyılın en büyük tahliye operasyonlarına sahne olmaya devam ediyor.

Tam da bu sırada, 26 Ağustos 2021 tarihinde, Daeş-Horasan terör örgütü, Kabil Uluslararası Havalimanı yakınlarında sansasyonel bir saldırı gerçekleştirdi. Peki, Daeş-Horasan esasen nedir; ve Türkiye, önümüzdeki dönemde söz konusu terör örgütünü neden çok ciddiye almalı?

Daeş-Horasan Tehdidi ve Türkiye’nin Milli Güvenliği

Daha başlarken, Daeş (IŞİD)-Horasan yapılanması ile ilgili üç temel hususu vurgulamamız gerekiyor. Birincisi, söz konusu fraksiyonun rejenerasyon kapasitesi yüksek. İkincisi, Orta Asya, eski Sovyet coğrafyası, Afganistan-Pakistan sahalarında geniş bir militan havuzundan yararlanmakta. Üçüncüsü ve belki de en önemlisi, el-Kaide’den farklı olarak, Taliban kontrolündeki bir Afganistan değil, kronik kaos ortamında kalan, başarısız devlet haline gelen bir Afganistan bahse konu fraksiyonun stratejik çıkarları için esas hedeftir. Dolayısıyla, önümüzdeki dönemde terör eylemlerini belirtilen hedefe yönelik kurgulaması beklenmeli.

Kabil’de 26 Ağustos 2021 havaalanı terör saldırıları ile gündeme gelen Daeş-Horasan, resmi olarak varlığını 2015 yılında ilan etti. Fraksiyonun ‘kalesi’ ve kuruluş yeri, Afganistan – Pakistan sınırındaki Nengrehar bölgesi. Esasen Pakistan Talibanı (Tehrik-e Taliban Pakistan) nüvesi üzerine kurulan yapılanmanın, kısa sürede Afganistan ve Orta Asya’dan birçok Selefi militan için cazibe merkezi haline geldiğini görüyoruz. Fraksiyon, ağırlıklı olarak Afganistan – Pakistan sınır bölgesinde örgütlense de, Kabil’e birçok hücre yerleştirdiği anlaşılıyor.

Daha da önemlisi, Daeş-Horasan yapılanması Türkiye’deki sansasyonel terör eylemleri ile organik ilişkilere sahip. Yayımlanan çalışmalar, 2017 yılbaşında İstanbul’da bir gece kulübünde gerçekleştirilen terör saldırısının koordinasyonunun Daeş’in Rakka ve Türkiye örgütlenmeleri arasında icra edildiğini gösterse de, kanlı terör eyleminin faili Abdülkadir Maşaripov, Afganistan’da ideolojik ve silahlı eğitim görmüş, Özbek asıllı bir militan.

Daeş-Horasan yapılanmasına ilişkin yayımlanan istihbarat analizlerinde, Türkiye’yi de yakından ilgilendiren iki konuyu ön plana çıkıyor.

Birincisi, incelemeye konu terör örgütünün ağır kayıpları dahi tolere etme ve silahlı teşkilat kapasitesini yeniden üretme potansiyeli gerçekten yüksek. Örneğin, ABD verileri, Daeş-Horasan’ın 2015 – 2018 yılları arasında, sadece örgütün ‘kalesi’ olan Nengrehar’da toplam 11 binden fazla militanının öldürüldüğünü, yüzlerce militanının ise sağ ele geçirildiğini gösteriyor . Taliban ile çatışmaların bilançosu ise bu listeye dahil değil. Yine de Daeş-Horasan, geniş insan kaynakları havuzu, esnek taktik ve operasyonel düzeyde lider kadroları ve Afganistan – Pakistan sınırları arasındaki avantajlı jeostratejik üstlenmesi ile etkinliğini sürdürdü. Bir yandan da, Başkent Kabil’de eylemselliği devam etti.

İkincisi, Daeş-Horasan, özellikle Orta Asya’da, siber-enformasyonel sahada ve sosyal ağlarda çok etkin. Bu nedenle, bölgeden militan devşirme potansiyeli de yüksek.

Bundan birkaç yıl öncesinde yayımlanan açık-kaynaklı istihbarat raporları, tüm Daeş ağında – özellikle 2015 yılında teşkil edilen Horasan kolu üzerinden – faaliyet gösteren 8-9 bin civarında eski Sovyet coğrafyasından gelen militan olduğunu ortaya koymakta idi. Söz konusu unsurların yaklaşık 5 bini Orta Asya kökenli . Afganistan merkezli örgütlenen yapı, hem Taliban hem de Afganistan güvenlik güçleri ile çatışarak büyüdü ve Orta Asya’daki radikal gruplar için de bir merkeze dönüştü.

ABD’nin Afganistan’dan çekilmesini yalnızca jeopolitik, askeri ve lojistik parametreler ile değerlendirmemek gerekmekte. Zira, mevcut durum, insan istihbaratının (HUMINT) çok önemli yer tuttuğu terörle mücadele istihbaratı çerçevesinde de olumsuz etkilerini hissettirecektir. Selefi terör örgütleri alanında çalışan kimi Amerikalı uzmanlar, ‘geride bırakılan yerel kaynaklar’ gerçeğinin, ABD istihbaratının 26 Ağustos benzeri terör eylemlerini haber alma ve engelleme imkanlarına ciddi şekilde zarar verdiğini belirtmekteler. Gerçekten de, Taliban’ın yönetimde olduğu Afganistan’da – Taliban, Daeş ile mücadele etme iradesi gösterse dahi – sahadan HUMINT verisi toplamak ve terörle mücadele istihbarat analizine dönüştürmek, bilhassa Batılı aktörler için, hiç de kolay olmayacaktır. Bu çerçevede, Taliban ile istihbarat işbirliğinin geliştirilmeye çalışıldığı ironik, bir o kadar da sınırlı, bir durum ortaya çıkacaktır.

Kabil Havalimanı İşletme Planları ve Daeş-Horasan

Gelinen aşamada Türkiye, bir yandan Afganistan’da uzun dönem varlık göstermek için Taliban ile sürdürülebilir bir temas zemini aramakta, diğer yandan kritik durumun nasıl ilerleyeceğini mevcut tüm diplomasi ve istihbarat imkanları ile izlemekte. Bu notun kaleme alındığı sırada da, Kabil Uluslararası Havalimanı’nın işletilmesi için bir formül üzerinde çalışıldığına ilişkin haberler basında yer aldı.

Tüm bunlar olurken, Ankara’nın Daeş-Horasan’ı dikkatle izlenmesi ve analiz etmesi gerekiyor. Zira Türk güvenlik siyasasının Afganistan boyutu özelinde, söz konusu terör örgütünün potansiyeli ve yapabilecekleri gerçekten kritik.

Daha açıklayıcı olmaya çalışalım. El-Kaide ve Daeş aynı Selefi-militan eko-sistemde yer alsa da, iki Selefi terör ağının Afganistan’a ilişkin jeopolitik bakışları ve Taliban ile ilişkileri çok farklı. Yapılan değerlendirmeler, Taliban ile el-Kaide arasındaki organik bağların hiç kaybolmadığını, Batı’nın diplomatik ve ekonomik baskısının da tam anlamıyla sonuç veremeyeceğini gösteriyor. Dolayısıyla, el-Kaide için Taliban liderliğinde bir Afganistan, ideal büyüme ortamı sunacaktır. Yani, Taliban ile uzlaşı zemini, Pakistan ile istihbarat işbirliği gibi önlemler, el Kaide tehdidine karşı Afganistan’da, bir seviyeye kadar ‘bağışıklık’ sağlayabilir.

Daeş-Horasan ise mevcut konumuna hem Afgan Güvenlik Güçleri hem de, yer yer, Taliban ile çatışarak geldi. Afganistan’a ilişkin vizyonu, Daeş ağının dünyanın geri kalan yerlerindeki Daeş’in örgütlenmelerinden farklı değil. İster Taliban isterse NATO ve koalisyonun desteklediği Gani yönetimi olsun, Daeş-Horasan, Afganistan’ın devlet kapasitesinde tam bir çöküş ile ‘başarısız devlet’, kronik bir otorite boşluğu sahası olmasını hedefleyecektir. Bunun için yapması gereken şey, tam da 26 Ağustos Kabil Havalimanı eylemi hareket tarzı; yani, kaotik bir ortam oluşturacak şekilde sistematik şiddet eylemleri icra etmek ve Afganistan’ı dünyaya kapatmak. Ülkede kalacak olan Rusya Federasyonu ve Çin Halk Cumhuriyeti diplomatik misyonları, Pakistan unsurları ve hatta Pakistan toprakları, Kabil Uluslararası Havalimanı, yapılacak yabancı yatırım ve elbette, Türkiye’yi temsil eden figürler, örgütün hedefinde olması muhtemel önemli unsurlardan bazıları.

Afganistan’ın dünyaya açılan kapısı olan Kabil Havalimanı’nın faal tutulmasını sağlayan aktör ve ülkede kabul gören tek NATO üyesi devlet olmak, Türkiye için çok çekici getirileri olabilecek projeler. Hatta, iyi yönetilmesi durumunda, Afganistan portföyünün, S-400 gibi çıkmaz sokağa girmiş dış politika sorunları ve Suriye’de PKK terör örgütü uzantılarına ilişkin ABD’nin tutumu gibi konularda dahi pazarlık marjı oluşturması da teorik olarak mümkün. Zira, Biden Yönetimi, Afganistan’dan çekilme sürecini kötü yönetti. Bununla birlikte, Daeş’in Kabil’deki terör saldırıları, Türkiye’nin Afganistan siyasasında Katar fonları, Pakistan ile istihbarat işbirliği, NATO müttefiklerinin diplomatik desteği ve hatta Taliban’ın onayı kadar, Daeş-Horasan terör örgütüne ilişkin çok kapsamlı bir risk analizi dosyası hazırlaması gerektiğini de gösteriyor. Yine, eski Sovyet coğrafyası ve Orta Asya kökenli Daeş militanlarının Türkiye’deki kanlı sicilleri, söz konusu istihbarat analizi dosyasını daha da kritik bir hale getiriyor. Zira, Daeş’in, Afganistan’daki şiddet sarmalını Türkiye’ye taşımak istemesi sürpriz olmayacaktır. Afganistan’dan Türkiye’ye kontrolsüz göç, bu noktada ön plana çıkıyor. Çünkü, sözü edilen göç hareketi, olası uyuyan hücre yerleştirme planları için terör örgütüne zemin sunabilecek nitelikte.

Türkiye’nin Kabil’deki muhtemel misyonunun, Taliban ile tam bir uzlaşı zemini bulunması durumunda dahi, sürekli Daeş-Horasan tehdidi altında olacağı unutulmamalı. Daha da önemlisi, Daeş-Horasan ve genel olarak ilgili terör ağı, Türkiye’de de sansasyonel eylem kapasitesinde olduğunu daha önceki kanlı girişimleri ile gösterdi. Yani, Afganistan’daki Türk portföyüne yönelik Daeş terörü, Afganistan ile de sınırlı kalmayabilir.
Elbette, güvenlik çekinceleri her jeopolitik değeri yüksek siyasa ve tercih için vardır, olmayı da sürdürecektir. Dolayısıyla bu değerlendirmeden çıkartılması gereken sonuç, salt Daeş-Horasan tehdidi nedeniyle Türkiye’nin Afganistan’dan tamamen çekilmesi zarureti değil. Aksine, gelinen aşamada esas olan, kar – zarar hesabının ve istihbarat analizinin iyi yapılması gerektiğidir.