VATİYE HAVA ÜSSÜ SALDIRISI: AÇIK-KAYNAKLI İSTİHBARAT ANALİZİ VE SİYASİ-ASKERİ DEĞERLENDİRME

LinkedIn

VATİYE HAVA ÜSSÜ SALDIRISI:
AÇIK-KAYNAKLI İSTİHBARAT ANALİZİ VE SİYASİ-ASKERİ DEĞERLENDİRME

Dr Can Kasapoğlu, Güvenlik ve Savunma Araştırmaları Program Direktörü
Emre Kürşat Kaya, Araştırmacı

Neler Oldu?

  • 5 Temmuz 2020 tarihinde, Libya’nın batısında bulunan Vatiya Üssü’ne yönelik hava saldırısı düzenlenmiştir. Üs, geçtiğimiz Mayıs ayında Ulusal Mutabakat Hükmeti (UMH) güçleri tarafından Türkiye destekli bir harekat ile ele geçirilmiştir. Saldırıyı düzenleyen uçakların hangi devlete ait olduğu meçhuliyetini korumaktadır.
  • Anadolu Ajansı, saldırıya ilişkin yaptığı haberde, saldırıyı icra eden uçağın kimliğinin bilinmediğini belirtirken, aynı haberde Libyalı kaynaklara dayandırılarak, incelemeye konu saldırının Mısır’ın Sidi Barrani Üssü’nden kalkan Birleşik Arap Emirlikleri Hava Kuvvetleri’ne ait, Fransız yapımı, Mirage savaş uçakları tarafından gerçekleştirdiğini belirtmiştir .
  • İlk resmî açıklamalara göre, saldırı sonucu hiçbir can kaybı yaşanmamıştır. Türk Milli Savunma Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada, özel olarak isimlendirmemekle beraber, bazı sistemlerde hasar meydana geldiği belirtilmiştir . Daha önce sosyal medyaya yansıyan bazı bilgiler, Türkiye’nin Vatiya Üssü’ne MiM-23 Improved Hawk karadan-havaya füze (SAM) sistemleri konuşlandırdığını belirtmekte idi.
  • Bahse konu saldırı, dikkat çekici biçimde Ankara-Trablus arasında son dönemde hız kazanan karşılıklı ziyaretlerin akabinde gerçekleşmiştir. Haziran başında, UMH Başbakanı Serrac’ın Ankara ziyaretini müteakip Türkiye Cumhuriyeti’ni temsilen Libya’ya üst düzey temaslar gerçekleştirilmiştir . Sözü edilen ziyaretler kapsamında, Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı, Hazine ve Maliye Bakanı, Milli Savunma Bakanı, Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü, Milli İstihbarat Teşkilatı Başkanı ve Genelkurmay Başkanı kısa bir zaman zarfında Libya’da bulunmuşlardır. Bu açıdan Libya ve UMH, Türk Devleti’nin stratejik ajandasının en ön sırasında yer almaktadır. Bahsi geçen diplomatik trafiğin yakın dönemde bir örneği yaşanmamıştır.
  • Temaslarda dikkat çeken bir diğer husus, Savunma Bakanı Akar’ın ziyareti sırasında ülkede konuşlu Türk Silahlı Kuvvetleri mensuplarının kimliklerinin, rütbelerinin ve sınıflarının saklanmaksızın, yine Türk Milli Savunma Bakanlığı tarafından yayımlanmış olmasıdır . Bahse konu videolarda, hava sahası kontrol personelinin varlığı dikkat çekmiş ve Türkiye’nin Libya’daki askeri geleceğine ilişkin planlaması bağlamında ciddi bir fikir vermiştir. Türkiye, Libya’da, Azerbaycan ile kurduğu askeri ittifaktan daha ileri bir çerçeve üzerinde çalışmaktadır.

 

Saldırının Kaynağı Hakkında Senaryolar

  • Saldırının hangi hava üssünden ve kim tarafından gerçekleştirildiği konusunda henüz resmi bir nihai açıklama bulunmamaktadır. UMH Savunma Bakanı da dahil olmak üzere birçok üst düzey askeri yetkili, saldırının yabancı bir aktör tarafından gerçekleştirildiğini açıklamışlardır . Bu bağlamda ortaya atılan olası senaryolar aşağıdaki gibidir:
    • Cufra’dan kalkan Rusya’ya bağlı Mig-29 veya Su-24 – 533km

    • Al Khadim’den kalkan Birleşik Arap Emirlikleri’ne bağlı Mirage – 877km

    • Sidi Barrani’den (Batı Mısır) kalkan Mısır’a bağlı Mirage, Rafale veya F-16; veya aynı üsten kalkan Birleşik Arap Emirlikleri’ne bağlı Mirage – 1326km

    • Faya Largeau’dan (Çad) kalkan Fransa’ya bağlı Mirage – 1771km

 

Askeri – Jeostratejik Değerlendirme: Hedef Sirte ve Cufra

  • Trablus ve Ankara, Batı Libya’nın geri alınmasından sonra, açık bir dille Sirte-Cufra hattının bir sonraki hedefleri olduğunu dile getirmektedir. Başarıyla sonuçlana Öfke Volkanı Harekatı sonrasında, Sirte, Cufra ve güneyde yer alan Şerare ve El-Fil petrol sahalarını ele geçirmek için Zafer Yolları Harekatı başlatılmıştır . Bahse konu petrol sahalarına, geçtiğimiz günlerde, Rus askeri istihbaratı (GRU) ile bağlantılı Wagner’in girdiği unutulmamalıdır. Dolayısıyla, halihazırda, hibrit harp durumu da olsa, bir Türk – Rus çatışma potansiyeli ön plana çıkmaktadır.
  • Son günlerde, Türkiye Cumhuriyeti İletişim Başkanlığı resmi Twitter hesabından paylaşılan infografikler, bu bölgelere verilen önemi göstermektedir . Nitekim, Libya ve bölgesel durum haritalarına ek olarak, stratejik bölgelerin öneminin aktarıldığı görseller de paylaşılmaktadır.


T.C. Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı tarafından paylaşılan Sirte Genel Durum Haritası


T.C. Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı tarafından paylaşılan Cufra İnfografiği

  • Bu paylaşımlara ek olarak, özellikle Wagner grubunun bölgedeki varlığına işaret eden infografikler de resmi makamlarca yayınlanmaktadır. Elimizdeki açık kaynaklı istihbarat verileri, daha önce de belirtildiği üzere, Rus paralı asker grubunun üyelerinin Cufra ve Şerare petrol sahası bölgelerinde yoğunlaştığını göstermektedir.


T.C. İletişim Başkanlığı tarafından paylaşılan Wagner İnfografiği

 

Siyasi – Askeri Değerlendirme

  • Türkiye’nin son dönemde yoğunlaşan Libya stratejisi resmi ziyaretlerle kısıtlı değildir. Ankara bölgedeki askeri varlığını da arttırmaktadır. Nitekim, Vatiye üssüne yapılan hava saldırısı, Türkiye’den gönderilen hava savunma sistemlerini konuşlandırma sürecinde gerçekleşmiştir.
  • Türk Deniz Kuvvetleri’ne bağlı firkateynler Trablus ve Misrata açıklarında bulunmakta ve karadaki dost birliklere destek sağlamaktadır. Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Adnan Özbal’ın Libya’yı bizzat ziyaret etmesi ve son olarak Millî Savunma Bakanı Hulusi Akar’ın bölgede konuşlandırılmış TCG Giresun firkateyninde geceyi geçirmesi, sözü edilen görev grubunun önemini göstermektedir .
  • Açık kaynaklı veriler, Türkiye’nin UMH’yle olan işbirliğini Güvenlik ve Askeri İşbirliği Mutabakat Muhtırasından bir adım ileri götürüp Libya’da iki askeri üs kurmayı amaçladığını göstermektedir. Bu üslerden biri hava saldırısına maruz kalan Vatiye hava üssü, bir diğeri de Misrata’da yer alacak bir deniz üssüdür.
  • Saldırının faili hangi ülke ve kuvvete bağlı uçaklar olursa olsun, Vatiya Üssü’ne yönelik hava taarruzunun gösterdiği somut jeopolitik husus, Libya krizinin giderek devletler-arası bir nitelik kazanıyor oluşudur. Türkiye için bugüne kadar bir hibrit harp alanı çerçevesi ile yabancı dahili savunma (foreign internal defense) ve müttefik ülke kapasite inşası görevleri kapsamında tanımlanabilecek olan Libya meselesi, kontrolsüz bir şekilde devlet düzeyinde diğer aktörler ile doğrudan çatışma risklerine açık hale gelmiştir.
  • Türk Silahlı Kuvvetleri, gerek envanter, gerekse muharip deneyimi bakımından bölgede ileri-konuşlu kuvvet bulunduran aktörlerden daha caydırıcı bir kapasiteye sahiptir. Öte yandan, askeri-jeostratejik koşullar, Türkiye’nin krizi tırmandırma ve tırmanma trendlerine hakim olabilme yeteneğini sınırlandırmaktadır.
  • Öncelikle, Mısır faktörü, lojistik dengeleri Türk kuvvetleri açısından karmaşık hale getirmektedir. Zira, Türkiye, Libya’ya müdahale ve askeri tırmanma paternlerini kontrol için stratejik deniz ve hava köprülerini aktif tutmak durumundadır. Bahse konu hareket tarzının, uzun dönemde, Türk savunma ekonomisi üzerinde baskı oluşturabilecek olması bir kenara bırakılsa dahi, Libya’ya sınır komşusu olan ve hemen Libya sınırında Sidi Barrani gibi bir büyük bir müşterek harekat üssü bulunan Mısır’ın lojistik rolü karşısında dengeleyici olması mümkün görünmemektedir.
  • Bir diğer faktör, Libya’ya yönelik uluslararası silah ambargosu tatbik tarzının, Türkiye’nin kullandığı stratejik deniz köprüsünü akamete uğratma amacıyla kurgulanması, bunun karşısında Birleşik Arap Emirlikleri’nin kara sınırları üzerinden sistematik askeri lojistik rotasına dokunulmamasıdır. Bu bağlamda, Avrupa Birliği’nin İrini Harekatı dolayısıyla, özellikle Fransız unsurları ve Türk Deniz Kuvvetleri arasında giderek artan gerilim, özellikle Avrupa geneline teşmiş edilen bir hal alma potansiyeli nedeniyle, risk oluşturmaktadır.
  • Sıklıkla gözden kaçırılan bir diğer husus, Fransa ile Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) arasında, özellikle Dışişleri Bakanı Yves le Drian ile Birleşik Arap Emirlikleri Abu Dabi Veliaht Prensi Muhammed bin Zayed arasındaki özel ilişkilerdir. Sarkozy döneminde ivme kazanan ikili ilişkiler, sözü edilen Körfez Arap ülkesinde bir Fransız askeri üssü açılması ile stratejik nitelik kazanmıştır. Bunun yanı sıra, Birleşik Arap Emirlikleri, Fransız savunma sanayii için milyarlarca Euro’luk bir pazardır.