Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’in Balkanlar’da Türkiye’nin etkisini olumsuz bir bakış açısıyla Rusya ve Çin ile özdeşleştiren açıklaması Türk kamuoyunda haklı bir rahatsızlık yaratmıştır. Bu açıklama etrafında şekillenen tartışma, aslında Türkiye-AB ilişkilerinin içinde bulunduğu daha geniş yapısal sorunların bir yansımasıdır. Türkiye ile AB arasındaki ilişkiler uzun süredir bir ortaklık vizyonundan uzaklaşmış, yerini büyük ölçüde “al-ver” esasına dayanan bir dengeye bırakmıştır. Göç yönetimi, enerji güvenliği, ticaret ve bölgesel krizler gibi başlıklarda tarafların birbirlerine ihtiyaç duydukları söylense de; bu ihtiyaç, kalıcı, ilkesel ve kurumsal bir yakınlaşmadan ziyade kısa vadeli çıkarların belirlediği bir ilişki biçimini doğurmaktadır. AB’nin jeopolitik oyuncu olma iddiasına uygun hareket imkanı sağlayacak şekilde karar alma mekanizmalarında reform yapılmasının artık bir zorunluluk halini aldığının sıklıkla dile getirilmeye başlandığı görülmektedir. Öte yandan jeopolitik ortamın AB’yi fiiliyatta daha kapsayıcı işbirliklerine yönelmeye zorlayacağı öngörüsünde bulunmak da mümkündür
Yazının tamamını okumak için tıklayın